Etsiz Pazartesi – Sağlığınız, gezegenin sağlığı ve hayvan hakları için küçük bir adım atabilirsiniz.

Nedir Etsiz Pazartesi?

Etsiz Pazartesi, 2003’te Sid Lerner tarafından Amerika’da kurulmuş, zamanla dünya çapında taraftar bulmuş bir organizasyon. Bugün 23 ülkede örgütlü. Temel olarak pazartesi günleri et yememeyi teşvik ederek ete olan bağımlığı ve çevre, sağlık ve hayvanlar üzerindeki farkındalığı arttırmayı hedefliyor. Bunu da çeşitli etkinlikler, hayvan ve çevre dostu yemek tarifleri ve makaleler paylaşarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Etsiz Pazartesi aktivistleri, “Neden pazartesi” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Çünkü Pazartesi günü edinilen davranışların haftanın geri kalanına uygulama eğilimi yüksek”.

Hareketin İngilizce ismi olan “Meatless Monday” ilk olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika’da, gıdaları hesaplı kullanabilmek için gidilen kısıtlamayla kullanılıyor. Bunun Amerika genelinde büyük miktarlarda et tasarruf edildiğini göstermesi hareketin oluşumu açısından ilham verici oluyor ve Etsiz Pazartesi sağlık uzmanları tarafından insan sağlığı, gezegenin geleceği ve hayvan hakları için kampanya haline getiriyor.

Kısaca Etsiz Pazartesi insanların beslenme alışkanlıklarını değiştirme konusunda yol göstermeyi hedefleyen ve nihai olarak toplumlara az et tüketen veya vejetaryen/vegan bireyler kazandırmayı hedefleyen bir çalışmadır. Eğer devamlı et yemekten rahatsızsanız fakat et yemeyi bırakmak için bir gerekçe göremiyorsanız Etsiz Pazartesi’lere katılmayı değerlendirmenizi ve aşağıya yazının geri kalanına doğru göz gezdirmenizi tavsiye ederim.

Vejetaryenlik ve veganizm terimleri sırayla 1842 ve 1944’te türetilmiş olsalar da, hayvani ürünler içermeyen diyetin izleri antik çağlara kadar takip edilebilir. İki kelimenin de kökü “bütün, sağlıklı, taze, canlı” demek olan Latince vegetus sözcüğüdür. Anlamının ötesindeyse, dengeli bir felsefi ve ahlaki hayat görüşü saklıdır.

Et yememenin sağlığım ile ne alakası var?

Vejetaryen diyetler kalp-damar hastalıkları riskini azaltmaktadır. Hayvansal kaynaklı besinlerin toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol içeriği yüksektir. Koroner kalp hastalığının, et yiyenlerde yemeyenlere göre yüzde 30 daha sık görüldüğü bilimsel yayınlarda bildirilmektedir.

Vejetaryen diyeti uygulayan bireylerin, karışık beslenenlere, özellikle eti çok tüketenlere göre kan basıncı ve hipertansiyon riski düşüktür. Bu olumlu etki; kan basıncının düzenlenmesinde etkili olan potasyum, magnezyum ve kalsiyumunun çok, tuzun (sodyumun) az alınmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca vejetaryen diyetler; toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterolü az içermesinin yanı sıra posa, sebze, meyve ve kurubaklagil gibi bitkisel besinleri daha fazla içerir. Bu da kan basıncı ve hipertansiyonu olumlu etkiler.

Vejetaryen diyeti tüketen bireyler, et içeren diyetle beslenen bireylere oranla daha düşük sıklıkta kansere yakalanmaktadır. Vejetaryen diyeti; ku­rubaklagil, ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyveler, taze sebze ve meyve­ler ile saflaştırılmamış tahıl ürünlerinden zengindir. Bu besinler de kansere karşı koruyucu olarak bilinen antioksidan ögelerin (E vitamini, C vitamini, karotenoidler, bioflavonoid ve diğer biyoaktif bileşikler) alımını artırır.

Osteoporosiz (kemik erimesi); kemik mineral içeriğinin azalmasıyla kemiklerin kırılabilir duruma gelmesidir. Etle beslenenlerde osteoporosize yakalanma riski daha yüksektir. Et gibi yüksek protein içeren besinlerin fazla tüketimi, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olabilmektedir. Vejetaryen diyeti, yeterli düzeyde az yağlı süt ürünlerini bulundurduğunda yeterli kalsiyum alımını sağlar ve osteoporosiz riskini azaltır.

Vejetaryen diyeti, posadan zengindir. Şeker hastalığı (diyabet); yüksek posalı diyet uygulayanlarda, düşük posalı diyet uygulayanlara oranla daha az görülmektedir. Ayrıca bitkisel kaynaklı besinler posa açısından zengin olduğundan, kabızlığa karşı da koruyucudur.

Vejetaryen beslenme alışkanlığı sürdürenler, böbrek taşları ve safra taş­ları için de düşük risktedirler.

                  

Vejetaryen besin kaynakları nelerdir?

Yapılan araştırmalar sonucunda, sanılanın aksine et yemeyen fakat etle karşılanan vücutsal gereksinimlerini diğer besinlerden karşılayan kişilerin, et yiyen kişilere göre daha sağlıklı ve kuvvetli oldukları ileri sürülmektedir. Vejeteryan beslenerek sağlığımızı korumak özenli bir yemek hazırlama alışkanlığına sahip olmamızı gerektirir.

Özellikle tahıl ve kurubaklagillerden hazırlanan yiyecekler vücudun gereksinimi olan besin ihtiyacını karşılar. Vejeteryan beslenmede ilk akla gelen besin soya fasulyesidir. Soya fasulyesiyle pişirilen yemekler çok çeşitli olmamasına karşın peyniri (tofu) yapılır. Soya fasulyesi ve suyla yapılan tofu, besin değeri yüksek olduğu için vejeteryan beslenmede sıklıkla kullanılır. Vejeteryan beslenmeye uygun, çok lezzetli yemekler pişirmek mümkün. Alternatifinizin az olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Tipik vejetaryen diyetler Karotenoid açısından zengin, fakat Omega-3 yağ asitleri ve B12 vitamini açısından fakir olabilmektedir. Veganlar kara lahana, ıspanak, soya, tofu benzeri besinleri yeteri kadar tüketmediklerinde, B vitamini ve kalsiyum eksikliği çekebilmektedirler. Yüksek oranda lifli besin, folik asit, magnezyum, C ve E vitamini tüketimine karşılık, düşük doymuş yağ seviyesi vejetaryen beslenmenin faydalı bir yönü olarak kabul edilmektedir.

  • Protein

Vejetaryen diyetlerde protein alımı, etli diyetlere göre küçük bir miktar düşüktür; buna rağmen sporcular ve vücut geliştiriciler dahil her tür insanın günlük gereksinimini karşılayacak düzeydedir. Yapılan pek çok araştırma, bol çeşitli bitkisel besinler alındığı sürece, vejetaryen beslenmenin yeterli protein sağladığını kanıtlamıştır.

Protein gereksiniminin temel olarak etle karşılanabileceği düşüncesi doğru değildir. Çünkü ceviz, fındık gibi kabuklu yemişlerde, bazı bitkilerin tohumlarında, baklagiller, tahıllar, yumurta, süt ve süt ürünlerinde, soya ürünlerinde de bol miktarda protein vardır. Eskiden bitkisel proteinlerin hayvansal proteinlerde bulunan bazı aminoasitleri içerdiği bilinmiyordu ve bu yüzden de besin değerinin düşük olduğu sanılıyordu. Oysa bitkisel protein içeren bazı yiyecek maddeleri karıştırılarak yendiğinde bu tür aminoasitler alınabilir. Örneğin baklagillerdeki aminoasit eksikliği, tahıllarda çok miktarda bulunan aminoasitle dengelenebilir. Fasulye, pirinç, mercimek, bezelye, arpa, yulaf ve kabuklu yemiş gibi bitkisel besinler bitkisel protein açısından zengindir.

  • Demir

Vejetaryen beslenme genel olarak, vejetaryen olmayan beslemeyle aynı oranda demir içerir; ancak bitkilerden demir emilimi kimi zaman ete göre daha düşük olabilir. Demir açısından zengin vejeteryan besinler, barbunya, börülce, kaju, keten tohumu, mercimek, yulaf ezmesi, kuru üzüm, soya, mısır gevreği, ay çekideği, nohut, domates suyu, tempeh, pekmez, kekik, ve kepek ekmeği olarak sayılabilir. Vegan beslenme çeşitleri genellikle vejeteryana göre daha yüksek demir içerir, bunun nedeni süt ürünlerinin az demir içermesidir. Vejetaryenlerde, vejetaryen olmayanlara oranla daha sık demir eksikliğine rastlandığına dair raporlar mevcuttur. Ancak Amerikan Diyet Derneğinin açıklamasına göre, demir eksikliği sorunu son yıllarda vejeteryanlarda çok nadir görülmeye başlanmıştır.

  • B12 Vitamini

Bitkilerde kayda değer oranda B12 vitaminine rastlanmaz .Ancak, lacto-ovo vejetaryenler süt ürünleri ve yumurtadan B12 elde edebilir, veganlar ise bu vitamini zenginleştirilmiş besinlerden veya tabletlerden alabilir. İnsan bedeni B12 depolayıp bozmadan tekrar kullandığından, klinik olarak B12 eksikliğinin kanıtlanması zordur. Beden bu vitamini 30 yıla kadar saklayabilir.

  • Yağ asitleri

Bitkisel bazlı Omega 3 yağ asit kaynakları arasında soya, ceviz, kabak çekirdeği, kanola yağı, kiwi meyvesi ve kenevir tohumu, keten tohumu ve semizotu sayılabilir. Semizotu sebzeler arasında bilinen en yüksek Omega 3 ihtivasına sahiptir. Bitkiler alfa-linolenik asit kaynağıdır; ancak süt ürünleri ve yumurtada az miktarda bulunan EPA (Eicosapentaenoic acid) veiyenlere göre düşük EPA ve DHA seviyeleri görülür. Düşük EPA ve DHA seviyelerinin sağlığa etkileri bilinmemekle birlikte, alfa-linolenik asit takviyelerinin seviyeyi kayda değer şekilde arttırdığı söylenemez. Son zamanlarda bazı şirketler yosun ekstresi içeren DHA takviyelerini piyasaya sürmüştür.

  • Kalsiyum

Vejetaryenlerde kalsiyum alımı vejetaryen olmayanlarla aynıdır. Yeterli miktarda yapraklı yeşil sebze tüketmeyen veganlarda kalsiyum eksikliğine rastlanmaktadır. Ancak bu sorun lacto-ovo vejetaryenlerde görülmez. Bazı zengin kalsiyum kaynakları arasında kara lahana, kıvırcık lahana ve turp otu sayılabilir. Ispanak, pazı ve pancar otu da bol kalsiyum içerir; ancak kalsiyum oksalat tuzuna bağlı olduğu için emilimi zayıftır.

Et yememenin çevre ile ne alakası var?

Küresel ısınma, insanlığın ‘en büyük sorunu’ ve dünyanın en ciddi çevre tehdidi olarak adlandırılmaktadır. Bilinçli pek çok insan daha az yakıt harcayan otomobillere binerek ya da enerji tasarruflu ampuller kullanarak küresel ısınmanın etkilerini azaltmaya çalışıyor, bunların hepsi yararlı eylemler olsa da bilim, küresel ısınmayla mücadelenin en etkili yollarından birinin vegan beslenmek olduğunu belirtiyor.

Yakın zamanda hazırlanan bir Birleşmiş Milletler raporu iklim değişikliğinin en kötü etkilerine karşı mücadele etmek için küresel bir vegan beslenmeye geçişin gerekli olduğu sonucuna vardı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu yetkilisi Henning Steinfeld, ‘günümüzün en ciddi çevre sorunlarının en önemli nedenlerinden birinin et endüstrisi’ olduğunu belirtmiştir.

Karbondioksit, metan ve nitröz oksit gazlarının hepsi, küresel ısınmanın en önemli nedenidir. Hayvanları yiyecek için yetiştirmek karbon dioksitin en büyük kaynaklarından biri ve hem metan hem de nitröz oksit emisyonlarının en büyük tek kaynağıdır.

  • Karbondioksit

Küresel ısınmadan sorumlu başlıca gaz olan karbondioksit salımına -petrol ve benzin gibi- fosil yakıtların yanması neden olur. Bir kalori hayvansal protein üretebilmek için, bitkisel protein üretebilmek için gerekenden 11 kat daha fazla fosil yakıt girişi gerekir -11 kat daha fazla karbon dioksit salar. Büyük miktarlarda tahıl ve suyu çiftlik hayvanlarına yedirmek ve daha sonra hayvanları öldürüp işlemek, nakliye etmek ve etlerini depolamak son derece enerji-yoğun işlemlerdir. Ayrıca, ağaçlarda depolanan büyük miktarda karbondioksit çiftlik hayvanları için ekin yetiştirmek ve otlak alanı açmak üzere hektarlarca ormanlık alanın yok edilmesiyle havaya salınır. Bunun yanında, hayvan gübresi de büyük miktarlarda karbondioksit salmaktadır.

‘Sıradan’ arabanızı hibrid bir arabayla değiştirerek yılda 1 ton karbondioksitin atmosfere girişini engelleyebilirsiniz, fakat Chicago Üniversitesine göre, vegan/vejetaryen olmak küresel ısınmaya karşı mücadelede çok daha etkili bir yoldur; bir vegan/vejetaryen et yiyen birine oranla yılda 1.5 tondan daha az karbon dioksitin atmosfere girmesinden sorumludur.

2008 yılında Almanya’da yapılan bir araştırma, et yiyen bir kişinin beslenmesinin bir vegan/vejetaryenin beslenmesine oranla yedi kat daha fazla sera gazı emisyonundan sorumlu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birleşmiş Milletlerin Nobel ödüllü hükümetlerarası iklim değişikliği panel başkanı (aynı zamanda vejeteryan) Rajendra Pachauri insanlara çok karbon-yoğun bir hammadde olan eti daha az yemeleri çağrısında bulunmaktadır.

  • Metan

Her yıl fabrika çiftliklerine doldurulan milyarlarca tavuk, hindi, domuz ve inek hem yedikleriyle hem de dışkılarıyla dolmuş hektarlarca foseptik yoluyla çok büyük miktarlarda metan üretir. Bilim adamları metanın her bir gramının atmosferde ısıyı hapseden karbondioksitten 20 kat daha fazla etkili olduğunu tespit etmiştir. EPA, Amerikadaki hayvancılığın metan emisyonunun en büyük kaynağı olduğunu belirtmektedir.

  • Nitröz oksit

Bir küresel ısınma gazı olan Nitröz oksit, karbondioksitten 300 kat daha fazla etkilidir. Birleşmiş Milletlere göre, et, yumurta ve süt ürünleri endüstrileri dünya genelinde nitröz oksit emisyonlarının %65’inden sorumludur.

Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekibin yayınladığı “Geviş getiren hayvanlar, iklim değişikliği ve iklim politikaları adlı bir araştırmaya göre iklim değişikliğini azaltmak için besin kaynağı olarak ete olan küresel bağımlılık azaltılmalıdır.

Aberdeen Üniversitesi’ nden uzmanların da katıldığı ortak bir çalışmada geviş getiren hayvanların açığa çıkardığı metan gazını ve yem üretiminde çıkan nitrik oksiti azaltmanın, iklim değişikliği mücadelesi için önemli bir katkı sağlayacağı belirtiliyor.

Nature Climate Change dergisinin internet sitesinde yayınlanan rapor hayvancılık sektörü ile ilişkili olan CO2 dışı sera gazlarının iklim değişikliğine olan etkisine yeterince önemin verilmediği belirtiliyor.

CO2 en fazla salınan sera gazı olmasına rağmen, uluslararası toplum, sadece COazaltılması ile değil geviş getiren hayvanların sayısının azaltılması sayesinde metan gazı emisyonlarının ve yem üretiminde çıkan nitrik oksitin azaltılması ile küresel ısınmaya neden olan gazları daha hızlı azaltabilecektir.

Geviş getiren (sığır, koyun, keçi, manda ve buffalo) hayvanların sindirim sistemlerinde üretilen metan gazının insan ile ilişkili gaz salınımlarının en büyüğü olduğu tahmin edilmektedir.

Çalışma, yarım kilo sığır ve ya koyun üretiminden çıkan sera gazı emisyonlarının, protein bakımından zengin fasulye, tahıl veya soya gibi bitkisel besinlerin üretimine göre yaklaşık 50 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

Çalışmada ayrıca:

• Küresel olarak, geviş getiren hayvan sayısı son 50 yılda yüzde 50 arttığı ve şu an yaklaşık 3,6 milyar geviş getiren hayvan bulunduğu,

• Dünya’nın kara alanının yaklaşık dörtte birinin sığır, koyun ve keçiler için otlatma alanı olarak kullanıldığı,

• Tüm ekilebilir arazinin üçte birinin hayvancılık için yem üretiminde kullanıldığı vurgulanıyor.

Oregon State Üniversitesi’nde profesör William Ripple:

“Dünya iklim değişikliğinde kritik noktaya ulaşmak üzereyken farklı yaklaşımlar ile iklim değişikliğinin azaltılması gereklidir. CO2 emisyonlarını azaltmak için fosil yakıtların yakılmasının azaltılması gerekir. Ancak bu sadece sorunun bir parçasını giderir. CO2 harici sera gazlarının emisyonunun da azaltılması gerekmektedir” dedi.

Aberdeen Üniversitesi’nde Profesör ve araştırma yazarlarından Pete Smith:

“Yaptığımız çalışma metan gazı azaltılması için en etkili yollarından birinin geviş getiren hayvan nüfusunun azaltması olduğunu gösteriyor. Geviş getiren hayvanların sayısını azaltma yem üretimi ile ilişkili sera gazı emisyonlarının azaltılmasında fayda sağlayacaktır.”

“Et için talep var iken hayvancılık üretimini azaltmak zor olacaktır. Çoğu kişi et tüketiminden vazgeçmek istemez ancak et tüketiminin azaltılması önemli sağlık yararları doğuracaktır. ”

“Çoğu kişi gıda ve iklim arasındaki bağlantının farkında değil, bu nedenle tabağımıza koyduğumuz gıdaların iklim değişikliğinde önemli sonuçlar doğurduğu konusunda halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor” dedi.

Gelin siz de kendiniz için, dünyamız için ve güneş yüzü bile göremeden topluca kesime giden hayvanlar için bir adım atın.
En azından haftada 1 gün et yemeyin.

0

, , ,

One Response to Etsiz Pazartesi – Sağlığınız, gezegenin sağlığı ve hayvan hakları için küçük bir adım atabilirsiniz.

  1. Ezel YILDIRIM DEMİR 13/10/2014 at 09:30 #

    çok bilgilendirici olmuş, Burak’cım ellerine sağlık..

Bir YorumYazın